23 Haziran 2010 Çarşamba

Neyi Arıyorsun İnsanoğlu?

Ben “insan”oğlunun içindeki “vahşet” duygusunu çözemiyorum bir türlü…

Nefretinin, zulmünün gidebileceği noktalar hayal gücümü fazlasıyla aşıyor, en kötü kabuslarım bile yanında başarısız bir senaryo gibi kalıyor…

İnsanlıktan nasibini almamışlar, karabasan olup çöküyor üzerime…

Bingöl’de serinlemek isteyen zavallı bir ayıyı acı çektirerek, inleterek, ağlatarak öldürmeleri tek marifetleri mi sanki?

Zevk için avladığı ayının penisini bıçakla yarıp da çıkardığı kemiği içki karıştırıcısı yapacağını anlatan rahmetli, “büyük” bir gazeteci olsa bile, “insan” olabilir mi benim gözümde?

Minicik bir fok yavrusunu derisi bozulmasın diye kafasına vura vura öldürenler; o korku dolu gözler kendilerine dikilmişken dahi bu kadar kalleş olabilenler titretmez mi yüreğimi?

Ama nafile… Duymuyor, vicdanı hiç sızlamıyor “insan”oğlunun…

Ya daha geçen yıl, Türkiye’nin başkentinde yüzlerce köpeği ve yavrusunu canlı canlı toprağa gömenler; akşam eve gidip de kendi çocuklarının başını nasıl okşar, o yavru köpeklerin çığlıkları uğuldamaz mı geceleri kulaklarında?

Belki bir parça ekmekle, daha da iyisi bir kemikle kandırıp toplamışlardır köpekleri fareli köyün kavalcıları... Belki başını okşamışlardır da sevinçle iyice sokulmuşlardır soğuktan üşümüş yavrular, ölüme gittiklerini bilmeden...

Çünkü öylesine “akıllıdır” insanın zulmü, Tanrı’nın sadece ona bahşetmesiyle övündüğü “aklı”, pusulasıdır vahşetinin…

Anlamıyorum, çözemiyorum insanın zalimliğini…

Nasıl bir zulüm ki bu, sadece hayvanlara, doğaya karşı da değil…

95 yaşındaki kadına da tecavüz edip öldürüyorlar, 5 yaşına gelmemiş çocuklara da…

Kurşunlar, bombalar yağdırıyorlar masumların üstüne…
Başka topraklarda yaşamları gözyaşlarına boğacak bombaların üstüne, “bizden sevgilerle” yazarken gülümseyen çocukların fotoğrafı gözümün önünden gitmiyor yıllardır…

Terör kamplarında 6 yaşında çocuklara silah eğitimi veriyorlar ki, nefretleri de serpilip büyüsün onlarla birlikte…

Bir oyun gibi öğretiyorlar, alıştırıyorlar çocuklara ölümü, öldürmeyi…

Kadın, çocuk, genç, yaşlı, orman, dere, hayvan demeden karşılarına çıkanı yakıyorlar, yıkıyorlar…

Kimi zaman sadece zevk için, kimi zaman engel gördükleri için kendilerine…

Daha bugünkü gazetede okudum:

Sultanbeyli’de 10 yaşındaki Hasan Ocak’ı başına taşla vurup öldüren İsmail Aslan ifadesinde, teyzesi ile 8 aydır ilişkisi olduğunu söyledi, “Eniştemin evde olmadığı zamanlar eve gidip birlikte oluyorduk. Bir gün bana, ‘Hasan bu ilişkiyi biliyor olabilir. Ondan şüpheleniyorum. Hasan’ı öldürmen lazım, yoksa yuvam dağılır’ dedi. Ben de kabul ettim. Taşla vurup öldürdüm” dedi…

Kadının seviştiği öz yeğeni, öldürttüğü öz oğlu… El insaf!..

Eğer bunlar insansa, müsaadenizle ben insanlıktan istifamı arz ediyor ve hayvan kadrosuna geçmeyi talep ediyorum…

“Neyi arıyorsan, sen o’sundur” diyor Mevlana, “Zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksındır...”

Sahi, sen neyi arıyorsun insanoğlu? İnan, aklım ermiyor benim…

Hiç yorum yok: