Bedenleri gibi minicik bir haberdiler bugün gazetede... Koca koca adamların gündemlerinde belki de fark edilmedi feryatları...
Sahi siz Irak’ta her 8 çocuktan 1’inin 5 yaşına bile gelmeden öldüğünü okudunuz mu? Yoksa var olma hakları gibi yokoluşlarını da yok mu saydı gözleriniz, aklınız, yüreğiniz?
Bu haberi okuyunca “anısız çocuklar” için yaş süzüldü gözümden, sıcak havaya rağmen içim çok üşüdü...
5 yaşıma gelene dek yaşadıklarımı doğru dürüst hatırlamıyorum bile. Ailemin “sen çocukken...” diye başlayan hikayelerinden oluşan hayal meyal bir takım anılar var zihnimde sadece.
Kimbilir en fazla neye ağlamıştım? İstediğim oyuncağın alınmamasına mı, istemediğim öğle uykusuna yatırılmaya mı?
Saklambaç oynarken mi gizlenmiştim bir kuytuya, yoksa terli terli soğuk gazoz içerken mi?
Sabahları annemin sesiyle uyanmakta zorlanan ben, silah seslerinden uyuyamamak ne demektir anlayabilir miyim?
Kafası çok attığında babamın fırlattığı terlikten korkup kaçan çocukluğum, evlerine ailelerine bomba yağdıran helikopteri terliğiyle döven Iraklı kara gözlü çocuğun cesaretine diyecek söz bulabilir mi?
Ya gece üzeri açılan çocuğunun yorganını düzelten anne, duymaz mı çocuğunu kurşunlardan korumak için bedenini yorgan yapan anayı?
Ya piknikte çocuğuna uçurtma yapan baba, görmez mi uçurtma yasaklı savaş çocuğunu esaretten korumaya çalışan babayı?
Hangisine dayanmak daha zor bilemedim...
Anısız çocuklar mı, yoksa “sen çocukken...” diye anlatacak bir geleceği olmayan ana babalar mı?
Bu Pazar Anneler Günü...
Televizyonda annelere hediye edilecek tek taş pırlanta reklamları...
Dünyada taştan katı yürekler, çocuklarının cansız bedenine sarılan anaların gözlerinde pırlantadan kıymetli yaşlar...
İçimde anısız çocuklar...
Ağlıyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder