Öğretmen olan bir arkadaşım anlatmıştı… Altıncı sınıftaki öğrencilerinden biri “aşk çiş gibidir öğretmenim, geldi mi tutamazsınız” demiş bir gün…
Hepimiz çok beğenmiştik bu tanımlamayı… Grubun çoğunluğunun kız olması beğeni ve onay nidalarını arttırdığı gibi tanımlamayı da genişletti tabii…
Zira biz kadınlar aşkın bir “çiş” olduğunu kabul etmekle birlikte, her “aşkın” o kadar düzenli çalışmadığı konusunda hemfikirizdir…
Öyleleri vardır ki Cem Yılmaz’ın tabiriyle “idrak yolları enfeksiyonu” geçirtir insana…
Başta kendimizi iyi hissetsek de sonuna doğru feci bir sancı ve yanma hissi duyarız, engel olamayız gözyaşlarımıza… Ama tedavi olana kadar da kurtulamayız… O ilk baştaki “rahatlık” duygusunun hayaliyle, sonraki sancıları görmezden gelebileceğimizi düşünür, yine de devam ederiz ilişkiye…
Bazı ilişkilerde “idrak söktürücü” gereklidir mutlaka…
Bir türlü açık ve rahat olmaz hiçbirşey… Kimi zaman güven eksiktir, kimi zaman akıl, kimi zaman ise sevgi… Her durumda, bir taraf çaba gösterir karşıdakinin sevgisini kazanmak için… Çoğu zaman beyhude de olsa, mücadele eder…
Bazı durumlarda iki tarafa da gerekir “idrak söktürücü”.
Ne birbirlerinin değerini anlarlar, ne de sevginin… Ne yapılırsa yapılsın, asla dışa vurulmaz hissedilenler…
Oyunlar oynanır, hesaplar yapılır…
Gün olur evdeki hesap çarşıya uyar, yüzler güler… Gün olur, o kadar tartıp, “hah işte budur” diyerek alınan aşk “kabak” çıkar…
Bir türlü idrak edemeyenlerin aksine bir de “prostat” aşıklar vardır… Hep “ne zaman gelecek acaba” diye beklerler… Bu arada, hazırlıksız yakalanmaktan da çok korkarlar… Sürekli aşık olduk sanırlar, bir heyecan koştururlar… Acıyla karışık, iki damlalık mutluluk yaşarlar…
Yine de her ilişkiden çıktıklarında ekşi suratlı bir “zafer” duygusu vardır yüzlerinde…
Türü ne olursa olsun, biz kadınlar, hemcinslerimizin “aşk enfeksiyonlarına” karşı çok duyarlıyızdır… İlk muayenede doğru reçeteler yazarız…
Buna karşılık kalp çarpıntısı, acı, yanma, gözyaşı gibi her türlü “belirtilerine” rağmen kolay kolay kabul etmeyiz kendi “aşk hastalığımızı”…
Tedavilik bir durum olmadığına inanır, diğerlerini de inandırmak için bir sürü gerekçe buluruz…
Güçlü olduğumuzu, akıllı olduğumuzu, her şeyi yoluna koyacağımızı savunuruz...
Çünkü diğer ilişkilerde her derde deva “doktor gömleğini” üzerimize geçiren “bizler”, iş kendi ilişkimize gelince ellerimizin kollarımızın bağlandığı “deli gömleğimizi” giyeriz…
Ve her acımızı, hayal kırıklığımızı, sancımızı bolca “su içerek” atlatacağımıza inanırız…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder