Ritm duygumda aksama var...
Bir türlü ayak uyduramıyorum çalan melodiye...
İstesem de uyum sağlayamıyorum orkestraya...
Önemli bir “rapor” yazarken aklım “şiire” kayıyor örneğin...
Ya da bitmez tükenmez toplantıların ortasında, azad ediyorum gizlice ruhumu...
Bir kayıktan ayaklarımı denize sallayıp balık tutuyorum...
Topuklu ayakkabılarımla salındığım davetlerden çıplak ayak kaçmak istiyorum Külkedisi misali... Arkamdan ayakkabıyla koşacak bir prens bile beklemeden, atlayıp balona süzülmek gökyüzüne...
Topumla camlarını kırmak istiyorum, insan kırıklarıyla dolu sokakların...
Kızdığım zaman ağırbaşlı bir hanım gibi sakin sakin gülümsemek yerine, içimden pastayı suratına fırlatmak geliyor karşımdakinin yüzüne...
Şu beğendiğim adamın dudaklarına bir öpücük kondurmak, ne düşünür diye umursamadan...
Beş yıldızlı oteldeki odamın camından su dolu balon atmak aşağıya... Ya da resmi bir yemekte kolamın içine leblebi atıp içmek...
Beton ofislerde çalışırken “gitmek türküsü” mırıldanıyorum sessizce... Kaçıp gitmek istiyorum, direksiyona atlayıp uzak diyarlara yol almak...
Çıplak ayakla çimde koşmak, hortumla su savaşı yapmak...
Terli terli dondurma yiyip annemden azar işitmek... Sonra güneşte kızarmış yüzüme yoğurt sürüp, öğle uykusuna yatmak...
Elimde değil...
Ritm duygum aksıyor...
Ayak uyduramıyorum “yetişkinlik” orkestrasına...
Nazım hep kulaklarımda çınlıyor:
“Bana bak,
Hey, Avanak!
Elinden o zırıltıyı bıraksana!
Sana, üç telinde üç sıska bülbül öten
üç telli saz yaramaz!..”
Elimde üç telli saz, biliyorum ki bana yaramaz...
Çünkü ritm duygum aksıyor...
Çünkü acemi bir çalgıcıyım...
Kimseye çaktırmıyor, çalar gibi yapıyorum “yetişkinlik” orkestrasında...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder