23 Haziran 2010 Çarşamba

Şeyini Şey Ettiğimin Ressamı...

Şu hayatta en çok özendiğim şeylerden biri de sanat yeteneği olan kişilerdir.

Çok isterdim bir müzik aleti çalabilmeyi, iyi resim yapabilmeyi, güzel bir sesim olmasını, kuğu gibi dansedebilmeyi... Malesef Yüce Rabbim bir tekini bile reva görmemiş bana, yani istek fazlasıyla mevcut da altyapı yetersiz...

Sanatla ilk tanışmam çocukluk yıllarımda çok moda olan org dersi sayesinde olmuştur. Ailem, “yok canım o kadar da kötü değildir, en azından bir org çalabilir” diye düşünmüş olsa gerek ki bana ders aldırmaya karar verdi.

Üçüncü dersin sonunda öğretmenim ailemi karşısına alıp “bunu söylemek çok zor ama metin olmak zorundasınız, durum ümitsiz” dedi ve bir daha da bizim evin sokağından bile geçmedi.

Okula başlayınca mecburen katıldığımız her müzik dersinde arkadaşlarım benim sözlüye kalkıp flüt çalmamı isterdi. Çünkü o zaman müzik öğretmenimiz kulaklarını tıkayarak sınıftan kaçıp, bir hafta rapor alırdı...

Tombul bir çocuk olduğum için balerin olma şansım zaten yoktu. Zira Kuğu Gölü Balesinde bir hipopotam rolü yazılmamıştı...

Lise yıllarımda ise tüm kızlar platonik aşklarına şiir yazarken ben ilk kelimeden sonrasını bir türlü getiremezdim. 30 yıllık hayatımda yazdığım topu topu üç şiir vardır, ilkokuldayken “canım annem, canım babam ve canım kardeşim” diye yazdıklarım. Hepsi aynı şiirlerdi tabii ki, sadece başındaki kişi değişiyordu.

Netice itibarıyla sanat yeteneğim hiçbir zaman keşfedilmeyi bekleyen bir hazine olmadı, mümkünse ilelebet derinliklerde kalması herkesin tercih sebebiydi.

O nedenle hayatım boyunca böyle bir yeteneği olan insanlara hayran oldum. Onlarla arkadaşlık etmekten büyük keyif aldım.

Ama şu Güney Afrikalı ressam yok mu, işte o beni bitirdi. Belki duymuşsunuzdur, hani penisiyle resim yapan adam var ya, ondan bahsediyorum.

Bugünkü gazetede de var resmi, kadının birini karşısına oturtmuş portresini yapıyor.

Zaten tahmin ediyorum müşterilerinin büyük çoğunuğu kadındır. Bilirsiniz ki kadınlar ince ruhlu erkeklere bayılır, “hayatım ben cinsellikten başka hiçbirşey düşünmeyen bir odun değil, duygusal biriyim aslında” cümlesinin somut örneklerinden birini canlı canlı görmek ve adamın “en değerli” şeyini sanat için kullanması kesinlikle ilginç gelmiştir onlara.

Haberdeki kadının hemen yanında da başka bir resim asılı. Adamcağız Bush’un resmini bile yapmış. O da karşısına oturup poz verdi mi bilmem ama Bush gibi bir adamın resmini yapmak için daha iyi bir fırça da bulamazdı, o ayrı.

Elbette böyle bir yetenek risk de taşıyor. Yakın bir zamanda, “ünlü ressam prostat olduğu için sanat hayatına ara verdi” şeklinde bir haber çıkabilir gazetelerde.

Ya da belki her doğumgününde hayranları viagra gönderiyorlardır hediye olarak. Tabii resimlerinde yumuşak uçlu fırça kullanmıyorsa...

Saçmalaya başladım biliyorum ama ben sağ elimle çöp adam bile çizemezken adamın penisini fırça gibi kullanıp şahane resimler yapması çok fena yıktı beni.

Bu konudaki kompleksimin zirveye ulaştığı noktadır, Güney Afrikalı ressam.

Ve duygularımı en iyi ifade eden cümleyi de müsaadenizle Nejat Uygur’dan alıyorum:

Hay şeyini şey ettiğimin ressamı...

Hiç yorum yok: