Kaçak hayatlarla çevrili dört bir yanımız...
Yolları, yılları, ruhları hızla eskitiyorlar; farkında bile değiliz...
Büyük kanalların birinde Güneydoğudaki terörle ilgili bir dizi vardı önceki gün... Dizi devam ederken de altında sürekli dönen bir reklam: “şehit yaz, 3999’a gönder, şehitler ölmez müziği telefonuna gelsin...”
El insaf be kardeşim... İnsanlığın, vicdanın hangi karanlığa firar etti?
Ama benimki de büyük saflık, ne diye şaşırıyorum ki hala?
Kaçak işyerlerinde ruhsatanlar; bol kazanç karşılığında öylesine kolay vazgeçebiliyorlar ki ruhlarından...
Gözlerini devirip de, kaçak kaçak cevap veriyor Belediye... “Bilmiyordum” diyor... Ne de olsa hergün bir avuç palavra iyi gelir; tabii yersen...
Olmayan o ruhsatın diyetini ödemekse, çalıntı hayatın minik bir köşesine hayalleriyle tutunmaya çalışan onlarca masum insana, aileye kalıyor...
Çünkü kontrol kalemi yok bu oyunun... Kaçak varsa eğer, affetmiyor, gün gelip çarpıyor... Umutlar, hayatlar da işte böyle göçüp gidiyor...
Her seçim döneminde daha da kaçak yapılanıyor siyaset...
Bukalemun gibi renk değiştiriyor politikacılar; bir türlü anlamıyoruz hangi renktir, ne düşüncededir... Sağdan sola, soldan sağa; iki ters bir düz çorap örüyorlar geleceğimize...
Ama başrol oyuncuları değil, öncelikleri değişiyor sadece...
Örneğin örtülü ödenek kavgası, örtülü üniversiteye dönüyor...
“Başınızı örtmüyoruz, korkmayın... Gıdınızın altından minik bir düğüm atıyoruz” diyorlar gülümseyerek... Aslında laik Cumhuriyete gemici düğümü atıyorlar, demokrasi kaçak yapıyor... Susuyoruz...
Gariban figuranlar ve izleyiciler, yani bizler bile değişmiyoruz bu oyunda...
Zira her ahval ve şeraitte dahi birinci vazifemiz, Seda Sayan’ın kocalarını saymak...
Dünya yıkılsa sallamaz bizi Tarkan’ın konseri kadar...
Aklımız, yüreğimiz de kaçak gözlerimiz ve kulaklarımız kadar...
Töre cinayetlerinin işlendiği bu topraklarda; evlenmeden, hatta eş dışında bir sevgiliden doğma “sanatçı” çocuklarını sevgiyle bağrımıza basıyoruz...
Konserlerde, sokakta sarılıp sarılıp öpüyoruz gay’leri... Ama kendi çocuğumuz karşımıza çıkıp “anne ben gay oldum” dese; bir telaş sesleniyoruz “koş bey, bizim oğlan maazallah olmuş kötü birşey” diye...
Yani ne olduğumuz gibi görünüyoruz, ne de göründüğümüz gibi oluyoruz... Hep kaçak göçek oynuyoruz...
Bu ruhsatsız dünyanın kaçak işçileriyiz, bir yerinden çarpılana kadar öylesine yaşayıp gidiyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder