23 Haziran 2010 Çarşamba

Göçme Vakti midir Gülüm?

Eski kocasının büyük bir “marifet” örneği olarak internette resimlerini dağıttığı sunucu, sevdiğim bir dostumun ablası...

Dün elim varmadı, bugün arayabildim...

Üzgünlükle kızgınlık arası gelip giden bir sesle “aradığın için sağol canım. Sadece ablam değil, annem ve babam da çok kötü, ben de moral vermek için yanlarına geldim, bunu o adamın yanına bırakmamak için ne gerekiyorsa yapacağım” dedi...

Söz bitti... Sustum...

Mert, özü sözü bir, sevdiğini canı pahasına koruyan, “adam gibi” erkeklere ne oldu çok merak ediyorum...

Ne zaman bu kadar ucuzladı ahlak? Ne zaman tedavülden kalktı delikanlılık?

Bizim bildiğimiz, gördüğümüz “erkek” evinin direğiydi...

Babaydı, ağabeydi, sevdaydı...

Güvendi, dostluktu, aşktı...

Yürekti, bilekti, inançtı...

Yari de, kızı da, hatta komşusunun kızı da “onun” namusuydu...

Gözünden, sözünden sakındığıydı...

Değil mahremiyetini ortalıklara saçmak, “gözyaşında saklı olup da ağlayamadığıydı” kadını, gün olup sevdasını kalbine gömse bile...

Ne oldu? Ne değişti?

Niye “kadınım” dediğini böylesine alçakça vurmaya başladı erkekler?

Ne zaman karısının, komşusunun, akrabasının namusuna göz koyar oldular?

Nerede yitirdiler vicdanlarını, Allah korkularını, yüreklerini?

Artık lise aşkları bile değişti... Sevdiğine kavuşamayanlar, şiir yerine kurşun yağdırıyorlar “sözde” aşklarına...

Sevip de aşkına karşılık bulanlar bile, “aşk bitti” dendiğinde intikam ateşiyle hem kendini hem karşısındaki yakıyorlar...

Gün geliyor sokak ortasında dövüyorlar...

Yetmeyince, en mahrem, en aşık anlarında çekilen resimleri el altından dağıtıyorlar...

Hırsı kor olup akıllarını, vicdanlarını tutuşturduğunda tecavüz edip utanmadan görüntülerini yayıyorlar...

Sokakta oynayan ufacık komşu kızından, evine girip çıktığı akrabasından bile tahrik olup, onu bir köşeye kıstırmanın yolunu gözlüyorlar...

Nerede, ne zaman okudum hatırlamıyorum...Ama şu söz hiç aklımdan çıkmıyor:

“Derlerdi ki, yiğitlik yerini kara bulutlara bırakıyor ve kara bulutlar bir gece yarısında ansızın kentlerin üstüne çöküyorsa... Kentlerde yaşama ve yaşlanma vakti bitti artık demektir, gülüm...”

Gerçekten kentlerin, köylerin yiğit yürekleri kara bulutlara mı bıraktı yerlerini?

Bildiğimiz, inandığımız, güvendiğimiz, gönül verdiğimiz delikanlılar, sağlam yürekler kovacak mı bu kara bulutları?

Yoksa sahiden vakit artık göçme vakti midir gülüm?

Hiç yorum yok: