Yıllardır başım ağrıyor... Nedenini bulamıyorlar bir türlü...
Kan tahlilleri yapılıyor, filmler çekiliyor, nafile...
Peki benim başım neden ağrıyor böylesine?
Düşünüyorum da, neredeyse aklım ermeye başladığından beri çekiyorum galiba bu derdi...
Hani kendimden başkalarının olduğunu farkettiğimden, çevremde olup biteni algılamaya başladığımdan beri...
Yarın itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin “baş”ı olacak zihniyet hep gözümün önünde...
Eşinin “baş”ının içinde olan değil, dışındakinin şekli tartışılıyor, değiştirilmeye, modernleştirilmeye çalışılıyor...
Kendi ülkemde laik azınlık kimliği bizlere “layık” görülmüş... Yükte hafif pahada ağır akıllar, yürekler evdeki bavullara sığar mı; sığsa da gidecek yer var mıdır ki soruyoruz birbirimize...
Sit alanları harap edilmiş çoktan, “git” alanı arıyoruz kara kara...
Yoksa AB kriterleri sayesinde alırlar mı azınlık kapsamına bizleri de, düşünüyoruz...
Pilavdan dönmeyen bir ahçının kaşığı kırılıyor, işine son veriliyor... Bodruma risotto’ya giden ahçı, evdeki bulgurundan oluyor...
Doğudan ışık yerine silah sesleri yükseliyor, hergün gencecik çocuklar toprağa veriliyor... Sevdalarının, çocuklarının boynu bükük kalıyor...
Adamın biri 14 yaşındaki baldızına ilaç verip tecavüz ediyor, kız hamile kalıyor... Bir başkası 95 yaşındaki kadına tecavüz edip öldürüyor...
Genç kadınlar, erkekler “töre” cinayetleriyle ölüyor, göz “göre göre...”
Televizyonlarda, gazetelerde herkes birbirine hakaretler, küfürler yağdırıyor...
Üstelik gençler onlardan biri olmak hayaliyle yanıp tutuşuyor... Çünkü iyilik, mertlik prim yapmıyor artık ne erkekler ne de kadınlar arasında, arabanın markası kadar...
Aşk, sevgi, dostluk, güven, saygı tutunacak bir dal arıyor şaşkınlık içinde ve umutsuzca... Bulamıyor...
Hayvanlara işkence ediliyor, ormanlar yakılıp yıkılıyor...
Hemen yanıbaşımızda, komşumuzda her yeni gün masum siviller, minicik çocuklar ölüyor...
Bize dokunmayan yılanlar bin yaşıyor, yüzbinler öldürüyor... Susuyoruz...
Çok da susamamaya çalışıyoruz, zira içecek suyumuz ne kadar kaldı o da belirsiz...
Hak da hukuk da, sadece zenginin yerini buluyor...
Çocuklarımıza “adalet, yiğit, özgür, sevgi, barış” gibi isimler koyuyoruz ki en azından isimlerini hatırlayalım, kendileri çoktan bizi bırakıp gitmiş olsa bile...
Başım ağrıyor yıllardır...
Bir türlü bulamıyorlar nedenini...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder